Özdemir Asaf’ın unutulmaz ‘R’si! Karaköy’e gidecekti, taksicinin kalbini kırmamak için gitmedi

11 Haziran 1923’te Ankara’da doğan bilinen adı Özdemir Asaf olan Türk edebiyatının dev ismi için imtihan daha henüz doğduğunda başlamıştı. Kendisine verilen isim, konuşmayı öğrenene kadar herhangi bir sorun oluşturmamıştı. Tam adıyla Halit Özdemir Arun, ‘r’ harfini söyleyemediğini fark ettiğinde yazacakları ve yaşayacaklarına şekil verecek hikâyesi de aslında çoktan başlamıştı. Önce vergi dairesi sonra, taksi ve en sonunda şiirlerinde ‘r’ harfine küsen şairin hikâyesi aradan geçen yıllara meydan okumaya devam ediyor.

Vergi dairesindeki ‘soyadı’ imtihanı

‘R’leri söyleyemediği için dergilerde yayımlanan şiirlerinde önce Özdemir Özden ismini kullanan şair, gazeteci-yazar Oktay Akbal’ın önerisiyle, Özden yerine babasının adı olan Asaf’ı tercih etmişti. Özdemir Asaf olarak yaşamına devam ederken kuracağı matbaanın resmi işlemleri için vergi dairesine gitmesi gerekmişti. Ancak gerçek adını söylemek durumunda kalması onun ölümsüz anıları arasında yer alacak olayı doğurmuştu. Asaf’ın kızı Seda Arun o anları şöyle anlatmıştı:

“Babam, şiirlerinde babasının Asaf ismini kullanır, oysa asıl ismi Halit Özdemir Arun’dur. 1950 yılında Cağaloğlu’nda bir matbaa açmak ister ve açılış işlemleri için gittiği vergi dairesindeki memur adını sorar. R’leri ‘ğ’ olarak söyleyen babam da ‘Halit Özdemiğ Ağun’ der. Özdemir, bilinen bir isim olduğu için memur belgelere ‘Halit Özdemir Ağun’ yazar. Babam, bankonun üzerinden eğilerek bakar. Yanlış yazıldığını görünce ‘Soyadımı yanlış yazdınız. Doğğusu Ağun’ der. Memur yüzüne bakar. ‘Evet, Ağun’ der. ‘Hayığ, hayığ Ağğun.’ ‘Beyefendi anladım. Ağun.’ Babam sinirlenir. Cebinden kalemini kâğıdını çıkarır, kocaman harflerle ARUN yazar, R’lere basa basa yüksek sesle okur, ‘AĞĞĞĞĞUN’ der.”

Karaköy’e gidecekti, taksicinin kalbini kırmamak için gitmedi

Asaf, bir gün taksiyle İstanbul’un eşsiz semtlerinden ‘Karaköy’ün yolunu tutacaktı. Taksiye binene kadar her şey gayet sıradan, her gün olduğu gibi sürüyordu. Ancak Asaf, taksicinin ‘Buyğğun neğğeye gidiyoğğuz?’ sorusunu duyunca her şey alt üst olmuştu. taksi şoförü de tıpkı kendi gibi ‘R’leri söyleyemiyordu. Asaf, takscinin kendisiyle dalga geçiliyormuş gibi hissetmesini istememişti. Konuşsaydı ‘Kağğaköy’ diyecek olan Asaf, kalpleri yumuşacık yapan o rotayı çizdi. Yolculuk ‘Eminönü’neydi! Böylece taksicinin kalbi kırılmayacak, Asaf ise istediği konuma en rahat gidebileceği yere ulaşmış olacaktı.

İsteği şiir okumaktı, şiirin canına okumak değil

Özdemir Asaf, henüz ünlü bir şair olmadan önce lise sıralarında edebiyat öğretmeni İsmail Habib Sevük’ü dinliyordu. Asaf’ın çok hassas bir kalbi vardı. Kimseyi kırmak istemezdi ama çabucak kırılabilecek bir hassaslığı vardı. Onun kırılma noktası da tam o lise sıralarında yaşandı. Verdiği bir röportajda kırılma noktasını şöyle anlatmıştı, “Lisede edebiyat öğretmenimiz İsmail Habib Sevük idi. Sınıfta heğkese şiiğ okutuğ, sığa bana gelince, atlayıp yanımdakine geçeğdi. Biğ gün değste pağmak kaldığdım ve ‘Hocam’ dedim” Sınıfta heğkese şiiğ okutuyoğsunuz, bana niçin okutmuyoğsunuz? İsmail Hoca, bu soğuma şu cevabı veğdi; Oğlum Özdemiğ sen, şiiğ değil, şiiğin canına okuyoğsun.”

Hassas yürekli şairin isteği ise şiir okumaktı, şiirin canına okumak değil. O öylesine bir adamdı ki, şiirin canı yanmasın diye dizelerini ‘r’ harfi kullanmadan bile yazabilirdi. Öyle de oldu. Şarkıları yapılan, dilden dile dolanan ‘Lavinia’nın son dizelerinde ‘r’yi bile dışladı Asaf.

Ülkü Tamer’in kitabında bahsettiği edebiyat matinelerinin bir numaralı yıldızı olan Asaf, en çok ‘Lavinia’yı okurdu. Tamer de Türk edebiyatının eşsiz eserlerinin altındaki isimden, Özdemir Asaf’tan şöyle bahsetti: “1950’lerde edebiyat matinelerinin yıldızı Özdemir Asaf’tı. Sahneye adımını attığı anda kıyamet kopardı, salon alkıştan inlerdi.”

 

twitter.com/akyurekzeynepp

instagram.com/akyurekzeynepdilara/

[email protected]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir